Mersin’de kurulan Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile Türkiye nükleer enerji girişimi için kısmen de olsa ilk adımını attı. Tamamı Rus Rosatom firması tarafından yapılan ve aynı firma tarafından işletilecek santral, nükleer enerji ile elde edilen elektriği Türkiye’ye satacak. Peki Türkiye kendi topraklarında nükleer santral riskini taşırken, bu santralden elde edilecek enerjiyi neden yabancı bir firmadan satın almak durumunda kaldı? Türkiye kendi nükleer enerjisini üretemez mi? Bunun için neler yapmalı? Sorularımızın cevabını yeni nesil nükleer enerji üzerinde TÜBİTAK ile birlikte çalışan FİGES Yönetim Kurulu Başkanı Dr .Tarık Öğüt ile değerlendirdik. Savunma ve havacılık sektörüne pek çok alanda mühendislik hizmetleri veren FİGES aynı zamanda toryumu en verimli şekilde kullanan nükleer enerji sistemi ‘ ‘Ergimiş Tuz Reaktörü (ETR)’ ’ üzerinde çalışmalar sürdürüyor . FİGES’in, Avrupa’dan çeşitli kuruluşların katılımcı olduğu ve 4’üncü nesil nükleer reaktörler üzerine çalışmalar yürüten AB Ufuk 2020 ve Euratom  projesi SAMOFAR’da aktif gözlemci statüsüyle TÜBİTAK ile birlikte yer aldığını belirten Öğüt, bunun tüm dünya için yeni bir teknoloji olduğuna ve bu nedenle Türkiye’nin diğer ülkelerle  hemen hemen aynı seviyede olduğuna dikkat çekiyor . Yeni nesil nükleer reaktörlerde toryumun kullanılacağını ve Türkiye’nin toryum zengini bir ülke olarak avantaj sahibi olduğunu belirten Öğüt, nükleer çalışmalarda dünya ile etkileşim içerisinde olmak için nükleer teknolojilerin bir devlet politikası ilan edilmesi gerektiğini belirterek, ‘ ‘ Akkuyu’da inşaatı devam etmekte olan nükleer santralin 3’üncü nesil reaktörlere sahip olacağını biliyoruz. Ancak, dünya artık 4’üncü nesil reaktörler üzerinde çalışıyor . Bu yeni nesil reaktörler , yakıt olarak toryum kullanan ergimiş tuz reaktörleridir . Toryum cevherleri açısından Türkiye çok zengin bir ülkedir . Avrupa Birliği’nin ergimiş tuz reaktörü, yani yeni nesil reaktör  geliştirdiği SAMOFAR isimli bir projesi var . Biz, FİGES AŞ olarak bu projeye TÜBİTAK ile birlikte 2017 yılında dahil olduk. Bunun üzerine firmamızda bir Nükleer Teknoloji Grubu kurduk ve uzman nükleer mühendisler istihdam ettik. 30 yıldan beri faaliyetlerini matematiksel modelleme, mühendislik simülasyonları, uygulamalı fizik, nümerik metotlar gibi konulara odaklamış bir şirket olarak bu grubu kurmak ve faaliyete geçirmek zor olmadı. Her reaktörde olduğu gibi SAMOFAR projesi reaktöründe de, reaktörün kalp bölgesinde nükleer tepkimeler vasıtasıyla oluşan ısı enerjisini reaktör kalbinin dışına iletmek gerekmektedir . Bu işlem Isı Değiştiriciler yardımıyla gerçekleştirilmekte ve bu sistemin tasarım ve hesaplarının sorumluluğunun firmamıza verildiğinin altını çizmek istiyorum. TÜBİTAK ile işbirliği içinde yürüttüğümüz bu proje iki yıl sürdü ve SAMOFAR yönetimi gerçekleştirdiğimiz ısı değiştirici tasarımını çok başarılı buldu. Temmuz 2019 başında Delft Teknik Üniversitesi’nde uluslararası bir proje kapanış toplantısı gerçekleştirildi ve bizler de bu toplantıya katılarak yapmış olduğumuz çalışmaları sunduk. Yeni nesil reaktörler üzerine Amerika’da, Avrupa’da, Rusya’da, Çin ve Japonya’da çok çeşitli projeler devam etmektedir . Bu projelerin tümü henüz Ar-Ge aşamasında olup,  önümüzdeki yıllarda reaktör yapımına başlanacaktır . Elektrikli otomobilde olduğu gibi tüm dünya bu teknolojide neredeyse henüz “sıfır” seviyesinde olduğundan, Türkiye olarak bu çok önemli olan treni yakalayabiliriz ve yakalamalıyız diye düşünüyorum. Toryum bazlı ergimiş tuz reaktörleri, güvenli ve çevre dostu olacaklar . Hatta Akkuyu’da kurulmakta olan reaktör gibi konvansiyonel reaktörlerin atıklarını yakıt olarak kullanabilme özelliğine sahip olacaklarından bu reaktörler için “yeşil nükleer reaktörler” tabiri kullanılmaktadır . Bu teknolojinin toryumla çalışıyor olması, toryum zengini Türkiye için çok önemli bir avantajdır . Bu reaktörlerde, reaktör kalbinde ve ısı değiştiriciler içindeki basınç, normal hava basıncı düzeyinde olduğundan çevre riski asgari düzeydedir . Bunun nedeni, ısı iletiminin su vasıtasıyla değil, yüksek derecelerde ergiyen tuzlar vasıtasıyla olmasıdır . O halde eski nesil reaktörlere göre çok daha güvenli reaktörlerdir . ABD , Çin, AB , Fransa, İngiltere, Japonya, Kore gibi ülkelerde birçok kurum ve kuruluş son 10 yıl içinde çalışmalara  başlamıştır . Çin ise bu yıl bir deneme reaktörü kurmak için kolları sıvamıştır . Biz Türkiye’nin bu teknolojiyi mutlaka yakalaması gerektiğini ve yakalayabileceğini düşünüyoruz. Aksi taktirde, Akkuyu reaktörüne ödemekte olduğumuz milyarlarca doları gelecek nesiller bu sefer geleceğin teknolojisini ithal etmek için harcamak durumunda kalacaklar . En kısa zamanda Türkiye kendisine bir “Milli Nükleer Enerji Yol Haritası” yapmalı ve hemen yola koyulmalıdır’ ’ dedi.

‘‘Nükleer gemi üretecek havuz Türkiye’de yok’’ Amerika’nın 4’üncü nesil nükleer reaktörleri gemiler üzerine monte etme çalışmaları içerisinde bulunduğuna dikkat çeken Öğüt,

‘ ‘ ABD’de ergimiş tuz reaktörleri alanında  uzmanlaşmış ThorCon Power adında bir şirket var . Çok büyük bir şirket değil ama ergimiş tuz reaktörlerini geliştirmiş ve Endonezya’ya satmak istiyor . Bu şirketin konsepti, nükleer reaktörü yüzen bir platforma monte etmek. Endonezya gibi binlerce adadan oluşan bir ülke için çevre dostu ve yüzen bir nükleer santral yapmak mükemmel bir fikir . Biliyorsunuz, Rusya da bu yıl yüzen bir 3’üncü nesil nükleer reaktör yaptığını duyurmuştu.  Ama ThorCon örneği yeni nesil teknojide bir ilk olacak. Endonezya, binlerce adadan oluşan  bir deprem ülkesi ve karada çalışan bir nükleer santral için oldukça riskli bir ülke. ThorCon tarafından yapılacak olan bu yüzen santral ile Endonezya, gemisini istediği adasına götürecek ve elektrik ihtiyacını yüzen gemiden karşılayacak ve olası bir depremden de etkilenmeyecek. ThorCon Power yöneticileri ile irtibata geçerek Endonezya için yapacakları reaktörün gemisinin Türkiye’de yapılmasını önerdik. Teklifimizle oldukça ilgilendiler , ancak ne var ki Türk tersanelerinde mevcut olan havuzların boyutlarının bu platform için yeterli olmadığını gördük. Ne yazık ki, bu tür deniz platformlarını Güney Kore’de inşa ettirme kararı aldılar . Türkiye olarak bir an önce nükleer enerjiyi devlet politikası haline getirip, kendi teknolojimizle ilerlemeliyiz. Yatırımlarımızı da bu doğrultuda yapmalıyız. Ülke olarak hem yeni nesil reaktörleri üretecek, hem de nükleer enerji ile çalışan savaş gemileri yapabilecek bilgi ve altyapıya sahibiz, Türkiye sahip olduğu gücün farkında olmalı’’ şeklinde konuştu.

‘‘Hedef, kendi nükleer enerjimizle savaş gemisi işletebilmek’’ Denizcilik sektöründe nükleer enerjinin denizaltılar hatta denizüstü gemiler için de oldukça önem taşıdığının altını çizen Öğüt, milli gemilerimizde ve denizaltılarımızda kendi ürettiğimiz nükleer enerjinin kullanılabileceğini belirtti. Savunma Sanayii Başkanlığı ile görüşme halinde olduklarını dile getiren Öğüt, ‘ ‘Savunma Sanayi yetkililerimiz de konuyla yakından ilgililer . Türkiye’nin hayal ettiği Milli Uçak Gemisinin motoru nükleer olmak zorunda.  Bugün itibarıyla Amerikalılar da nükleer enerji kullanıyor ama eski nesil reaktörler .  Bizim amacımız; kendi uçak gemimizin ve milli denizaltımızın motorunu yeni nesil nükleer reaktör ile yapmak.  Bunların büyük ve kolay olmayan hedefler olduğunun bilincindeyim, fakat vakit kaybetmeden bu teknoloji yarışının içinde olmamız gerekmekte” dedi.

FİGES olarak Nadir Toprak Elementlerin ayrılmasında ileri teknoloji olan Solvent Ekstraksiyonu teknolojisini Türkiye’ye kazandırmak maksadıyla yaptığımız girişimlerden biri olarak 25-26 Eylül 2019 tarihlerinde İtalya ENEA kuruluşunun Trisaia’da bulunan AR-GE Merkezini ziyaret ettik. Merkezin yöneticisi Dr. Giacobbe Braccio’nun daveti üzerine gerçekleşen bu ziyarette özellikle Nadir Toprak Elementlerin birbirlerinden ayrılmasında kullanılan 100 kademeli Solvent Ekstraksiyon (karışıtırıcı-durultucu) tesislerini ve ilgili laboratuvarları gördük, uzmanlardan bilgi aldık. Söz konusu ENEA Merkezi enerji verimliliği, geri dönüşüm malzemeleri üretiminde de fevkâlade çalışmaları ile bilinen bir kuruluştur.

MSI Dergisi’nin 180’nci sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

“BuildUp Academy bünyesinde yetiştirdiğimiz mühendislerle Türkiye’ye bilimsel bir miras bırakmayı hedefliyoruz.”

Savunma ve havacılık sektörüne, pek çok alanda mühendislik hizmetleri sunan ve gücünü Ar-Ge’den alan FİGES, sunduğu hizmetlerin yanı sıra son yıllarda ortaya koyduğu özgün ürünlerle de sektördeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Bu ürünlere ilişkin faaliyetleri, kendi bünyesinde kurduğu çeşitli firmalara devreden FİGES, teknoloji odaklı bir şirketler topluluğu olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Firmanın yapılanmasındaki bu değişikliği, FİGES Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık Öğüt’ten dinledik.

MSI Dergisi: Tarık Bey, kuruluşunun üzerinden geçen yaklaşık 30 yılın ardından FİGES A.Ş., bünyesinde hayata geçirdiği şirketlerle bugün farklı bir yapıya kavuşmuş durumda. Kısaca FİGES’in kuruluşunu ve bu yapısal değişiklik sürecini sizden dinleyebilir miyiz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Önce FİGES’in açılımı hakkında kısa bir bilgilendirme yapmak istiyorum. Fizik ve Geometride Bilgisayar Simülasyonu, yani Fizik ve Geometrinin prensiplerini kullanarak bilgisayar ortamında simülasyon hizmetleri veren bir ileri mühendislik şirketi. 1990 yılında, sayısal mühendislik analizlerini kendi ürün geliştirme sürecinde uygulayan şirketler Türkiye’de yok denecek kadar azdı. O yıllarda amacım, çağımızın bu güçlü mühendislik yöntemlerini Türk sanayisinin kullanımına sunarak, Türkiye’nin kendi özgün ürünlerini geliştirmesine destek olmaktı. Sonlu Elemanlar Analizleri alanında dünyada kullanılan yazılımların önde gelen isimlerinden birisi ANSYS yazılımıydı. Bu yazılımın günümüzde lider konumuna geldiğini görmek, 30 yıl önce ne derece isabetli bir karar verdiğimin kanıtıdır ve bu gerçek beni elbette ayrıca mutlu etmektedir. 1990 yılında ABD’ye gidip, yazılımı geliştiren ve şirketin sahibi olan Dr. John Swanson ile ANSYS Destek Distribütörlüğü sözleşmesini imzalayıp işe başladım. İlk 5 yıl ağırlıklı olarak üniversite ve sanayi kuruluşlarında bu yöntemin uygulama eğitimlerini vermekle geçti. İlk kullanıcılar olarak ASELSAN, Şişecam, Türk Elektrik Endüstrisi (Arçelik), Erdemir gibi şirketleri sayabilirim. 2000’li yılların başlarında da MATLAB-Simulink yazılımının distribütörlüğünü üstlenerek, savunma ve havacılık sanayisine, analiz ve mühendislik alanında hizmetler sunmaya başladık. 2005 yılında, Fransa’da bulunan Sherpa firmasının ortaklarından Dr. Atilla Yazman ile tanışarak otomotiv sektöründe mühendislik ve tasarım faaliyetlerine odaklanmak üzere SANTOR A.Ş. isimli bir şirket kurduk. 25 yıl kadar Türk sanayisine araştırma ve ürün geliştirme hizmetleri verdikten sonra 2015 yılında elimizdeki mühendislik gücünü ve elde ettiğimiz uygulama tecrübesini kullanarak kendimize ait özgün ürünler geliştirmeye karar verdik. 3 Boyutlu Yazıcı ve Biyonik El ürünlerimizi TÜBİTAK teşviklerini kullanarak geliştirdik. Daha sonra tamamen öz kaynaklarımızı kullanarak savunma sanayimizin acil ihtiyacı olan elektromekanik, teleskopik, karbon kompozit direklerimizi (Mast) geliştirdik ve seri üretimine başladık. Teleskopik direklerimiz, savunma sanayisinde yoğun bir ilgi görmeye başlayınca da bu ürüne ilişkin tüm faaliyetleri, 2017 yılında Başkent OSB’de hayata geçirdiğimiz MİLMAST A.Ş. firmamıza devrettik. Benzer şekilde, FİGES bünyesi altında ANSYS yazılımına yönelik olarak yürüttüğümüz tüm çalışmaları da ANOVA A.Ş. ile ortak olarak kurduğumuz NUMESYS A.Ş. firması çatısı altında topladık. Bu süreçte ayrıca, sektörde çalışmak isteyen gençlerimizin eğitimine yönelik olarak BuildUp Academy’yi hayata geçirdik.

Ürünler 2 Yılda Olgunlaştı

MSI Dergisi: Bu noktada, mühendislik alanında çalışan bir firmanın, neden kendi ürünlerini ortaya koyma ihtiyacı hissettiği sorusu akla geliyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Aslında sürdürülebilirlik açısından baktığımızda, bizim açımızdan kendi ürünlerimizi geliştirmemiz bir noktada kaçınılmazdı. Dünyadaki gelişmelerin de bizi böyle bir karar almaya yönlendirdiğini söylemeliyim. Dünyadaki eski yaklaşımda, firmalar ilk olarak bir ürünü üretmek maksadıyla faaliyete geçer, aradan birkaç yıl geçtikten sonra da bu ürünlere ilişkin Ar-Ge faaliyetlerine başlardı. Ancak günümüz dünyasında bir paradigma kayması yaşamaktayız. Dünyayı Google, Amazon, Apple, Tesla gibi teknoloji firmalarının yönettiğini gözlemlemekteyiz. Bunların hepsi ileri teknoloji şirketleri. Bu şirketlerin odaklarında belirli bir ürün yerine; yazılım, sensör, simülasyon, optimizasyon gibi günümüz teknolojilerine hâkim olma yeteneği ve bir de Hayal Gücü var. Bu yeteneklere sahipseniz, her türlü ürünü çok kısa bir zamanda geliştirebilirsiniz. Bu ürün bugün saat, yarın uydu, başka bir gün sürücüsüz otomobil veya bir telefon olabilir. Öz mali kaynağınız varsa veya yabancı mali kaynaklara ulaşabiliyorsanız bu ürünlerinizi çok kısa zamanda ticarileştirip piyasaya sunabilirsiniz. Benzer şekilde, biz de FİGES olarak kendi ürünlerimizi geliştirme kararını verdiğimizde, elimizde yaklaşık 25 yıllık bir ileri teknoloji uygulama tecrübesi vardı. Kararımızı verip ürünlerimizi geliştirip, seri imalata hazır hale getirmemiz sadece 2 yılımızı aldı. Yabancı mali kaynak konusunda SSTEK A.Ş., hisse satın alarak önemli bir katkı verdi. Bir de tabii bu süreçte, Savunma Sanayii Başkanlığının sektördeki KOBİ’leri, özgün ürün geliştirme konusundaki politikaları ve yönlendirmeleri önemli bir rol oynadı.

“50 Yıllık Tecrübesi Olan Rakibimizi Geçtik”

MSI Dergisi: Bu kadar kısa sürede ürün ortaya koymayı nasıl başardınız peki? Ticari bir sır değilse öğrenebilir miyiz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Dediğim gibi bizler bilim ve teknolojiden besleniyoruz. Bu gücümüzü kullanarak 30 yıldan beri başta savunma ve havacılık olmak üzere çeşitli sektörlere, analiz ve tasarım hizmetleri sunmaktayız. Matematiksel modelleme yöntemlerini kullanarak sanal prototip yapıyor ürün geliştirme sürecini büyük ölçüde kısaltıyoruz. Yani ürün geliştirme sürecindeki zaman alan prototip üretimi ve testlerini büyük ölçüde azaltıp hatta ortadan kaldırabiliyoruz. Eskiden bir ürün geliştirirken önce prototip üretilir, test edilir ve test sonuçlarına göre yeniden prototip üretilirdi. Bu döngü, istenilen sonuç elde edilene kadar da defalarca tekrarlanırdı. Dolayısıyla çok maliyetli ve uzun bir süreçti. Eskiden bir otomobil markasının ticari ömrü 15 yıl civarındaydı, şimdi ise bu süre neredeyse 2-3 yıla düştü; çünkü bu teknolojiler sayesinde ürün geliştirme süreleri çok kısaldı. Aynı şekilde, firmamız da bu teknolojileri kullanarak Teleskopik Mast ürününü çok kısa zamanda geliştirip ticarileştirebilmiştir. Bu alanda uzun tecrübeye sahip yabancı rakiplerimizi 2 yıl gibi çok kısa bir zamanda geçebildik. O halde başarının sırrı modern mühendislik yöntemlerini yoğun ve akıllıca kullanmaktan geçmektedir. Bu yöntemler olmasaydı, biz de rakiplerimizin geçtiği tüm süreçlerden geçecek, belki aynı hataları yapacak ve ürünümüzü olgunlaştırmamız yıllarımızı alacaktı. Tabii bu süreçte, onlar da kendilerini geliştireceği için, rakiplerimizi yakalamamız asla mümkün olmayacaktı. Çağımızda teknolojik ürün geliştirme yöntemlerini verimli kullanan şirketler rakiplerini oldukça hızlı geçip öne çıkma olanağına sahiptir. Bu gerçeğin altını kalın bir çizgiyle çizmek istiyorum.

“FİGES’in Işığı, Alt Şirketlerimizin Geleceğini Aydınlatıyor”

MSI Dergisi: FİGES bünyesindeki şirketlere geri dönecek olursak FİGES’in bu şirketlerle ilgili vizyonu nedir?

Dr. Tarık ÖĞÜT: FİGES’in içini yeniden şekillendirmeye başladık ve bünyemizdeki uzman, doktoralı insanların sayısını arttırıyoruz. Burada uluslararası bir ekip hayal ettiğimiz için, bu insanlar farklı milletlerden de olabilirler. Çoğunluğu temel bilimler üzerine odaklanan bu arkadaşlarımız, bu yaratıcı insanlar, Türkiye’de ve hatta dünyada olmayan ürünler geliştireceklerdir. Biz zaten Türkiye’de yapılmış olan bir ürünü geliştirmek istemiyoruz. Çünkü hâlen Türkiye’de yapılamayan, üretilemeyen birçok ürün bulunmaktadır. Böylesine boş bir alan dururken zaten üretilmekte olan bir ürünü tekrar üretip mevcut firmaya rakip olmanın ülkeye bir faydası yoktur. Mevcut ürüne teknolojik bir özellik katabiliyorsak elbette bu durum farklı değerlendirilebilir. Türkiye’nin ithal etmek zorunda olduğu ürünlerin ithalatından Türkiye’yi kurtarmak zorundayız, hatta o ürünü ihraç etmek için çaba harcamalıyız. Biz bunu, Teleskopik Mast ürünümüzde başardık ve ilk ihracatımızı Güney Kore Cumhuriyeti’ne yaptık. Farklı ürünlerde de aynı modeli uygulayacağız. Belirli bir olgunluk seviyesine erişen ürün ve hizmetlerimizi, NUMESYS ve MİLMAST örneğinde olduğu gibi, yeni şirketler kurarak FİGES’i daha yalın hale getireceğiz. Bu sürecin sonucunda ulaşmak istediğimiz noktada, FİGES şirketler topluluğunu; merkezde FİGES A.Ş.’nin, yörüngelerinde ise alt şirketlerinin veya iştiraklerinin bulunduğu bir sistem olarak kurguluyoruz.

Sektörün Donanımlı İş Gücünü BuildUp Akademi Yetiştiriyor

MSI Dergisi: Biraz da BuildUp Academy’nin faaliyetlerinden bahsedebilir misiniz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Bugün savunma ve havacılık sektörünün en büyük darboğazı yetişmiş insan gücünün nitelik ve nicelik yönünden yeterli olmayışıdır. Üniversitelerimiz, sektörümüzün donanımlı insan kaynağına olan ihtiyacını karşılama konusunda maalesef yeterli olamamaktadır. Üniversitelerimizden mezun olan bir mühendisin profili ile sanayimizin beklediği bir Ar-Ge mühendisinin profili arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Yeni mezun bir mühendisin bir sanayi kuruluşuna girip Ar-Ge bölümünde verimli hale gelmesi en az 1 yıl sürmektedir. Kurmuş olduğumuz BuildUp Academy ile bu süreyi 1 aya düşürmeyi hedefliyoruz. BuildUp Academy bünyesinde yetiştirdiğimiz mühendislerle Türkiye’ye bilimsel bir miras bırakmayı hedefliyoruz.

MSI Dergisi: BuildUp Academy’nin çalışmaları gelecekte nasıl şekillenecek?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Ar-Ge mühendisi yetiştirme anlamında katılımcılara tasarım ve analiz konusunda çok iyi bir altyapı verdiğimizi düşünüyorum. Şu anda eğitimini veremediğimiz tek konu, ölçüm ve test teknikleridir. Test ve ölçüm, Ar-Ge sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Test edemediğiniz ve ölçemediğiniz bir ürünü iyileştirme imkânınız olamaz. Bu sebeple şu anda BuildUp Academy ile ilgili en öncelikli gündemimiz, test ve ölçüm mühendisliğine yönelik eğitim modüllerini hazırlamaktır. Bunun için de alt yapı anlamında hazırlıklarımızı tamamladık sayılır. Yakın bir zamanda eğitim müfredatımıza bu modülü de dâhil etmiş olacağız.

MSI Dergisi: SANTOR’un otomotiv sektöründe faaliyet gösterdiğinden bahsetmiştiniz. Buradaki çalışmalarınızın, Türkiye’nin yerli otomobil projesine ne gibi katkıları olabilir?

Dr. Tarık ÖĞÜT: SANTOR, Fransız Sherpa firması ile ortak olarak Türkiye’de kurduğumuz, elektrikli-sürücüsüz otomotiv sektörüne mühendislik çözümleri sunan bir mühendislik firmasıdır. Burada, ağırlıklı olarak Fransız otomotiv sektörüne, alt sistemlerin tasarımı ve modellenmesi konusunda hizmet ihraç ediyoruz. Örneğin, bir elektrikli otomobilin klima sisteminin fonksiyon modelini geliştiriyoruz. Modellediğimiz alt sistem elbette elektrikli bir otomobilin batarya yönetim sistemi veya bataryanın yazın soğutulması ve kışın ısıtılması gibi konularda da olabilir. Aynı şekilde, yerli ve milli otomobil ile ilgili çalışmalar belirli bir düzeye geldiğinde, SANTOR firmamız ülkemiz için çok önemli bu proje için de termal yönetim sistemlerinden batarya yönetim sistemlerine kadar her konuda Ar-Ge çözümleri sunmaya hazırdır.

MSI Dergisi: FİGES çatısı altındaki şirketlere, gelecekte yenilerinin eklenmesi de gündeminizde mi?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Bundan sonraki ürünümüzün büyük olasılıkla “Eklemeli İmalat Sistemi” olacağını söyleyebilirim. Bu sistemi ticarileştirme çalışmalarımız devam etmekte olup müstakil bir tüzel kişiliğe sahip olması için 2020 yılını bekleyeceğiz.

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Vurgulamak istediğim bir husus var, o da ülkemizin son 30 yılda, inanılmaz bir yol kat etmiş olduğudur. 1990’lı yılların başlarında, FİGES’i kurarak sonlu elemanlar yöntemi ile ilgili hizmetler sunmaya başladığım dönemde, danışmanlık ve eğitim vermek için oldukça sık Kahire’ye gidip geliyordum ve bu seyahatlerim sırasında, Mısır’ın, bu bilimsel metotları kullanma konusunda, Türkiye’den daha geri olmadığını görmüştüm. Daha sonra, aradan yıllar geçtikçe, Türkiye bu alanda fersah fersah ileriye giderken, Mısır’ın bir o kadar gerilediğini görünce, ülkeyi yönetenlerin ne derece önemli olduğunu bir kez daha gözlerimle gördüm. Bu açıdan, ülkemizdeki karar alıcıların, özellikle milli ve özgün ürün, Ar-Ge teşvikleri, Ar-Ge Merkezleri, Teknoparklar, Kuluçka Merkezleri gibi konularda çok doğru adımlar attıklarına inanıyorum. Bu kazanımlarımızı kaybetmeden, üzerine koyarak ilerlemeye devam etmeliyiz.

FİGES Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık Öğüt’e, zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz.

SAMOFAR Bitiş Toplantısı 4-5 Temmuz 2019 tarihlerinde Delft, Hollanda’da yapıldı. Şirketimizden Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık Öğüt, Nükleer Teknoloji İş Geliştirme Direktörü Dr. Reşat Uzmen, Nükleer Teknoloji Bölümü Müdürü Dr. Hüseyin Ayhan ve FİGES AŞ’nin SAMOFAR konusunda danışmanı Prof. Dr. L. Berrin Erbay katılmışlardır.

AB ülkelerinden önemli nükleer teknoloji kuruluş ve enstitülerinin 2000’den beri üzerinde çalıştıkları Toryum yakıt çevrimi kullanan ve Hızlı nötron spektrumuyla çalışan Ergimiş Tuz Reaktörü (MSFR) EVOL projesinin “nükleer güvenlik” özelliklerinin belirlenmesi olarak ortaya konan SAMOFAR projesi 2015 yılında başlamıştı. 2016 yılında FİGES AŞ olarak projeye dâhil olmak isteğimizi belirtmiştik. Ancak katılımcılar daha önceden belirlenmiş olduklarından  “gözlemci” statüsünde bir çalışma yaparak projeye girmemiz kabul edilmişti.

EVOL reaktörünün ısı değiştiricileri üzerinde daha fazla çalışma yapılması ihtiyacı görüldüğünden FİGES AŞ, EVOL’ün ısı değiştiricilerinin tasarım ve modellemesini üstlendi. Üç yıla yaklaşan çalışmalarınız sonunda “ısı değiştirici” tasarım hesaplamaları tamamlandı ve SAMOFAR Çalışma Gruplarına sunuldu. SAMOFAR içinde TÜBİTAK ile birlikte çalışmalara dâhil olmamız,

  1. Türkiye’nin Toryum yakıt çevrimli Ergimiş Tuz Reaktörleri teknolojisi konusunda Devlette, sanayi ve akademik çevrelerde önemli bir farkındalık yaratmış;
  2. TÜBİTAK tarafından 2017 Aralık ayında toplanan “Türkiye için Ergimiş Tuz Reaktörü teknolojisi belirleme” Çalıştayının Türk ve Fransız (CNRS) uzmanlarca düzenlenmesi sonucu “toryum çevrimli 100 MWth gücünde, hızlı spektrumlu Ergimiş Tuz rektörü teknolojisinin Türkiye için uygun olacağı” sonucunu ortaya çıkarmış;
  3. Özellikle FİGES AŞ’nin FRAMATOME, CNRS, Avrupa Ortak Araştırma Merkezi JRC, Çin SİNAP, vb. kuruluşlar nezdinde ciddî ve önemli mühendislik yetenekleri olan bir firma olarak tanınmasına yol açmıştır.

2019 Ekim ayında SAMOFAR’ın devamı niteliğinde yeni başlayacak olan, H2020 kapsamındaki SAMOSAFER projesi ETR’lerin ileri derecede güvenlik simülasyon ve modelleme çalışmalarına yönelecektir. FİGES AŞ olarak bu projede yer almak için çalışmalara başlamış durumdayız.

http://samofar.eu/final-samofar-meeting/

“Türkiye, artık teknoloji üreten bir ülke konumuna gelmiştir ve buradan dönüş düşünülemez.”

MSI Dergisi’nin 166’ncı sayısında yayımlanan söyleşi, derginin İnternet sitesinde paylaşılmıştır:

Mühendislik yazılımları ve Ar-Ge denilince, Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olan FİGES Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık ÖĞÜT ile MATLAB EXPO 2018 Turkey sırasında, kısa bir söyleşi yapma fırsatı bulduk. Dr. Öğüt’ten, MATLAB özelinde, mühendislik yazılımlarının gelişimini ve bu gelişmelerin, Türkiye’ye katkılarını dinledik.

MSI Dergisi: Tarık Bey, mühendislik yazılımlarının, Türkiye’ye tanıtılması ve kullanımının yaygınlaştırılması konusunda, öncü bir rol oynadınız. Bu yazılımların, onları Türkiye’ye ilk tanıttığınız zamanki özellikleri ile MATLAB’ın günümüzde ulaştığı noktayı karşılaştırdığınızda, neler öne çıkıyor? MATLAB, nasıl bir gelişmişlik seviyesini temsil ediyor?

Dr. Tarık ÖĞÜT: MATLAB yazılımının ortaya çıkış nedeni, 1970’li yıllarda, analitik olarak hesaplanamayan bazı “Özdeğer Problemleri”dir. Bunun da temelinde, Matris Cebiri vardır. 1980 ve 1990’lı yıllarda MATLAB yazılımı daha ziyade bir matematik kütüphanesiydi. Bu yazılım ile matris operasyonları yapabilir, diferansiyel denklemler çözebilirdiniz. 2000’li yıllardan sonra Simulink modülünün geliştirilmesiyle, blok diyagramlar kullanarak bir teknik sistemin fonksiyon modelini oluşturmanız mümkün hâle gelmiştir. Sistem modelinin elde edilmesiyle bir sistemin belirli bir algoritma çerçevesinde kontrolünü yapmak, yani kontrolcü geliştirmek büyük oranda kolaylaşmıştır. Son yıllarda; Finansal Risk, Optimizasyon, Yapay Zekâ, Derin Öğrenme, Nesnelerin İnterneti gibi özellikler, yazılım sistemine dâhil olmuş ve MATLAB neredeyse tüm sektörlerin “olmazsa olmaz” yazılım aracı haline gelmiştir.

MSI Dergisi: MATLAB kullanımı, Türk savunma ve havacılık sanayisine nasıl bir katma değer sağlıyor ve gelecekte sağlayabilir?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Son yıllarda, yurt dışından satın alınacak askeri sistemlerde hep bir teknoloji tartışması yapılmıştır: “Sisteminizi bir şartla alırız; şayet yazılımların kaynak kodlarını bize açarsanız” gibi ifadeleri çok duyar olmuştuk. Artık günümüzde, bir helikopterin, muharebe uçağının, hava savunma sisteminin, güdümlü roketin, insansız hava aracının veya bir otomobilin en kritik yeri, gömülü yazılımların çalıştığı kontrol üniteleridir. Burası, sistemin “beyni”dir ve içindeki algoritmaların anlaşılması, tersine mühendislik ile mümkün değildir. İşte MATLAB ve Simulink ile sistemlerin, bu en kritik alt sistemleri geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu yazılım sisteminin kullanılması, hem bugün hem de gelecekte son derece kritik bir öneme haizdir.

MSI Dergisi: MATLAB EXPO 2018 Turkey etkinliğini düzenlemenizin nedenlerini ve bu etkinlik ile ilgili beklentilerinizi sizden dinleyebilir miyiz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: MATLAB, neredeyse tüm sektörlerde kullanılmaktadır. ASELSAN, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, ROKETSAN, HAVELSAN ve Baykar Makina gibi, savunma ve havacılık sektörünün önde gelen oyuncuları, bu yazılım sistemini kullanarak ürünlerini geliştirmektedir. Ayrıca Merkez Bankası ve diğer bankalar da finans alanında, MATLAB ile matematiksel modeller kurarak gelecekteki finansal olayları tahmin etmeye çalışmaktadır. Sektörler çok farklı olsa da bu yazılım sisteminin kullanıcıları, büyük çoğunlukla mühendisler veya matematikçiler olduğunun söyleyebiliriz. Bu kullanıcılar topluluğunu, senede bir gün de olsa bir çatı altında bir araya getirerek birbirleriyle tanışmalarını ve konuşmalarını sağlamak, büyük bir sinerjiyi açığa çıkartır diye düşündük. Elbette bu arada, teknolojideki en son gelişmeleri bu değerli topluluğa aktarmanın, diğer önemli bir fayda olduğunu değerlendiriyorum.

MSI Dergisi: Türk mühendislerini ve Türk firmalarını, MATLAB kullanıcıları arasında nasıl konumlandırıyorsunuz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Bulunduğumuz coğrafyada, teknoloji üreten ülkeler olarak; Rusya Federasyonu, Türkiye ve İsrail’i sayabiliriz. Geçen 10 yıl içinde, Türkiye, MATLAB kullanımı yönünden, bu grupta arkalarda yer alırken son yıllarda memnuniyetle bu grupta en öne tırmandığını söylemeliyim. Üniversitelerimizin insan kaynağı yetiştirme ve şirketlerimizin de uygulama alanında gerçekten iyi bir sınav verdiklerini düşünüyorum. Türkiye, artık teknoloji üreten bir ülke konumuna gelmiştir ve buradan dönüş düşünülemez.

MSI Dergisi: MATLAB kullanımı, Türk savunma ve havacılık sanayisinin, TF-X gibi zorlu projelerine nasıl katkılar verebilir?

Dr. Tarık ÖĞÜT: TF-X milli muharebe uçağımız, bir ileri teknoloji ürünüdür. Günümüzde, ürün geliştirme, dijital ortamda gerçekleşmektedir. Henüz konsept aşamasında bile ürünün nasıl çalışacağı sanal ortamda incelenebilmekte, ürünün olası hataları, geliştirme sürecinin henüz başlarında tespit edilip giderilebilmektedir. Bu suretle maliyeti çok yüksek olan prototip testleri asgari düzeye inmekte ve böylece ürün geliştirme süreci de önemli bir oranda kısaltılabilmektedir.

MSI Dergisi: Etkinlikte, BuildUp Academy’nin de standı var. FİGES’in, eğitim alanındaki bu önemli çalışmasının geldiği nokta ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: Ar-Ge ve Ür-Ge süreçlerinin merkezinde, uzman insan gücü bulunuyor. Bu olmazsa biraz önce sözünü ettiğim konuların gerçekleşmesi, asla mümkün olmaz.

Üniversitelerimizden mezun genç mühendislerimiz, sanayi firmalarımızın Ar-Ge ve Ür-Ge bölümlerinde göreve başladıklarında, genel olarak, 6 ay ile 1 sene arasında, bir uyum ve entegrasyon süreci yaşamaktadır. Çalıştıkları şirketi, şirketin ürünlerini ve şirket felsefesini tanımak, belirli bir zaman almaktadır. Bunlara ek olarak, bir de ürün geliştirme teknikleri ve araçlarını öğrenmek, bunları uygulayarak tecrübe edinmek, mühendislik simülasyonlarını yapabilmek ve sonuçlarını doğru yorumlayabilmek, test süreçlerini tasarlamak ve yönetmek gibi, bir Ar-Ge mühendisinin karşı karşıya olduğu konular vardır. Şirketimiz bünyesinde kurduğumuz BuildUp Academy, işte bu konularda eğitimler vererek yeni mezun mühendislerimizi, sanayideki Ar-Ge yaşamına hazırlamaktadır. Bu şekilde, genç mühendislerimizin şirketteki intibak sürelerini kısaltarak sorumlu oldukları projelerde, yüksek verimde çalışmaları hedeflenmektedir. Şu anda, ortalama olarak 3 aylık eğitimlerle ayda 20 Ar-Ge mühendisi mezun etmekteyiz. Bu birimimizi şirketleştirerek daha fazla uzman Ar-Ge mühendisi eğitmek ve Türkiye’nin Ar-Ge serüvenine daha fazla katkı sağlamak istiyoruz.

MSI Dergisi: FİGES, ANOVA ile iş birliğine giderek NUMESYS adlı bir ortak girişim şirketi kurdu ve temsilcisi olduğu bazı yazılımlarla ilgili faaliyetleri, NUMESYS’e devretti. Diğer yandan, MATLAB ile ilgili faaliyetler, FİGES çatısı altında sürmeye devam ediyor. Bu açıdan baktığımızda, FİGES ile NUMESYS arasında tatlı bir rekabet olduğunu söyleyebilir miyiz?

Dr. Tarık ÖĞÜT: ANSYS yazılımı, bir Sonlu Elemanlar Teknolojisi ürünüdür. Bu ürünün temelinde, fizik ve nümerik matematik vardır. Odaklandığı alan, bir sistemin bir bölümünü, çok ayrıntılı bir şekilde modelleyerek incelemektir. Bu teknoloji ile tüm sistemi modellemek, bilgisayardaki analiz süreleri çok uzayacağından, mantıklı olmayabilir. MATLAB ve Simulink ise bir sistem modelleme aracıdır ve bunun da temelinde nümerik matematik ve fizik vardır. Bu yöntem, sisteme tümüyle bakar ve sistemin fonksiyonunu modellemeye imkân tanır. Burada amaç, detayı değil, tümü modellemektir. Olaya böyle bakıldığında, her iki yöntemin, birbirinin rakibi değil, daha ziyade tamamlayıcısı olduğu açıktır. Bazı özel uygulama alanlarında çakışmalar olabilir; ama bu alanlar gerçekten ihmal edilebilir. Benim kişisel inancım, bu iki teknolojinin her geçen gün birbiriyle daha çok entegre olacağı yönündedir.

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz başka bir konu var mı?

Dr. Tarık ÖĞÜT: MATLAB EXPO 2018 Turkey, büyük rağbet görmüş ve çok başarılı geçmiştir. Değerli konuşmacılar ve katılımcılarımıza, içtenlikle teşekkür ederim.

http://www.milscint.com/tr/soylesi-figes-yonetim-kurulu-baskani-dr-tarik-ogut/

Türkiye’de ilk kez düzenlenen MATLAB EXPO, Ankara’da devam ediyor. MathWorks ve Türkiye’deki tek temsilcisi FİGES tarafından düzenlenen etkinlikte, MathWorks yetkilileri, mühendislik yazılımları ile ilgili son gelişmeleri anlatırken, Türk firmalarının temsilcileri de çalışmaları hakkında bilgi veriyor. Başta savunma ve havacılık sektörü olmak üzere farklı sektörlerden çok sayıda mühendis, etkinliği ilgi ile takip ediyor.

http://www.milscint.com/tr/matlab-expo-muhendislik-yazilimlarinda-yol-gosteriyor/

Fuarda MİLMAST markası ile yer alan FİGES, kendi geliştirdiği teleskopik mast (direk) sistemlerini sergiledi. Bu ürünler, FTM serisinden; 3, 4 ve 8 metrelik teleskopik mastlar oldu. MİLMAST markasını yaratan firma olan FİGES Teknoloji şirketi ise geçtiğimiz yıl Ekim ayında; hisselerinin %30’u SSTEK’e, %56’sı FİGES’e ve %14’ü de FİGES çalışanlarına ait olacak şekilde kuruldu.

FİGES’in geliştirdiği teleskopik mast sistemlerinin seri üretimini gerçekleştirmesi maksadıyla kurulan FİGES Teknoloji’nin, Ankara’daki fabrikasının inşaatı ve fabrika içerisindeki ilk seri üretim bandının kurulumu da Şubat ayında tamamlandı. Fabrikadaki, ikinci ve üçüncü seri üretim hatlarının da sırasıyla Mayıs ve Temmuz ayı sonunda, imalata hazır hâle getirilmesi planlanıyor. Bu hatların her birinin, aylık üretim kapasitesi ise 30 adet olacak.

FİGES’in Yeni Şirketleri

Bir mühendislik firması iken, ürünleri ile ön plana çıkmaya başlayan bir teknoloji şirketine dönüşen FİGES, bu ürünlerin seri üretimi için, özelleşmiş şirketler kurma kararı aldı. FİGES Teknoloji, bu şirketlerden ilki oldu. FİGES, 3 boyutlu yazıcı ürünü için de OSTİM Teknoloji Merkezi ile bir ortak girişim şirketi kurma konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Bu şirket, hem 3 boyutlu yazıcılar üretecek hem de ürettiği bu yazıcılardan bazılarını kendi bünyesinde kullanarak parça imalatı hizmeti sunacak.

Bu iki alt şirketin yanı sıra FİGES, ANSYS yazılımının satışı maksadıyla kurulan NUMESYS’in ve Fransız mühendislik şirketi Sherpa’nın da ortağı.

FİGES ayrıca, bünyesinde bulunan Build Up Academy’de; akışkanlar dinamiği, elektromanyetik analiz ve gömülü sistemler gibi pek çok mühendislik alanında eğitimler veriyor. FİGES’in İnsan Kaynakları Müdürlüğü tarafından da desteklenen bu kuruluşun, 2017 yılında eğitim verdiği, yaklaşık 200 mühendisin tamamı, çoğunluğu, savunma ve havacılık şirketlerinde olmak üzere, kendilerine iş hayatında yer buldular. FİGES, bu kuruluşu da 2019 yılında şirketleştirmeyi planlıyor.

FİGES’in cirosu, 2014-2017 yılları arasında, 5 kat artış gösterdi. FİGES, 2018 yılı sonundaki cirosunu ise 2017 sonuna kıyasla yaklaşık 2,5 kat arttırmayı hedefliyor.

Kore Cumhuriyeti İhracatı ile 2018’e Hızlı Başlangıç

FİGES Teknoloji, kuruluşunun üzerinden kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, 2018’e hızlı bir başlangıç yaptı ve bu yılın ilk çeyreğinde, 10 milyon dolarlık mast siparişi aldı. Bu siparişlerin 7 milyon dolarlık kısmı yurt içinden geldi. 100 adet mast sistemi için Kore Cumhuriyeti’nden alınan 3 milyon dolarlık sipariş, firmanın, daha 1’inci yılını doldurmadan, ilk ihracat başarısını yakalamasını sağladı.

Koreli bir kara aracı üreticisi olan LIG firmasından alınan siparişin öncesinde, bu firmaya, bir adet özel tasarım mast sistemi, çeşitli testlere girmesi maksadıyla geçtiğimiz yıl teslim edilmişti. Testlerin başarı ile tamamlanmasının ardından da sipariş alındı.

Bu sipariş, FİGES Teknoloji’nin ilk ihracat başarısını temsil etmesinin yanında, LIG firması için özel olarak geliştirilen ürünün kabiliyetleri açısından da ayrı bir önem taşıyor. Tanksavar füze sistemi taşıyacak bir kara aracına entegre edilecek olan bu ürün, klasik mast sistemlerinden farklı olarak, araç hareket hâlindeyken de açılıp kapanabilme özelliğine sahip. Bu özellik ise araca, mast sistemi yükseltilmiş durumdayken saatte 80 km süratle seyredebilme ve hareket halindeyken daha etkili atış yapabilme kabiliyeti kazandırıyor.

Mast’a Giden Yolda, ASELSAN’ın Desteği

FİGES Teknoloji’nin, 2018’in ilk çeyreğinde, yurt içinden aldığı 7 milyon dolarlık siparişin büyük bölümü ise ASELSAN’a ait. FİGES Genel Müdürü Koray Gökalp, mast ürünlerinin geliştirilmesi sürecinde, ASELSAN’dan aldıkları desteği şu şekilde özetledi: “Bir mühendislik firması olarak, böyle bir ürünü geliştirme konusundaki düşüncelerimizi olgunlaştırdığımız dönemde, ASELSAN da bize benzer bir ürünle ilgili ihtiyacını iletti. Daha sonra, ürünü geliştirmeye karar verdik. Bu süreçte de manevi desteğini bizden esirgemeyen ASELSAN, ürünle ilgili kendisinin özel olarak yapılmasını istediği çeşitli testlerin finansmanını da sağlayarak, bize maddi anlamda da destek oldu.”

FİGES Teknoloji, ASELSAN’ın ihtiyaç duyduğu tek çeşit bir mastı geliştirme amacıyla çıktığı bu yolda, ürün gamında, 3 farklı kategoride, 16 çeşit mast sistemi yer alan bir şirkete dönüştü.

http://www.milscint.com/tr/dsa-2018-ozel-figes-yeni-sirketleri-ile-buyuyor/

FİGES’in misyonu, yapısal analiz ve modelleme çalışmaları, nükleer enerji alanındaki faaliyetleri ve daha fazlasının konuşulacağı Seyr-i Savunma’nın bu haftaki konuğu FİGES A.Ş. Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tarık Öğüt oldu.

ANOVA Mühendislik ile FİGES AŞ arasında imzalanan sözleşmeyle, NUMESYS Yazılım Sistemleri AŞ adı altında ortak şirket kuruldu.

ANOVA Mühendislik ile FİGES AŞ, Yazılım Sistemleri AŞ adı altında ortak şirket kurdu.

Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilen, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Türkiye’nin şova dayalı ilk havacılık fuarı Eurasia Airshow’da, yazılım mühendisliği sektöründe stratejik bir iş birliğine imza atıldı.

ANOVA Mühendislik ile FİGES AŞ arasında imzalanan sözleşmeyle NUMESYS Yazılım Sistemleri AŞ adı altında ortak bir şirket kuruldu.

ANOVA Mühendislik kurucu ortağı Emre Öztürk, imza töreninde yaptığı konuşmada, simülasyon teknolojilerini Türkiye’de yaygınlaştırarak bunların doğru kullanımını sağlamak amacıyla uzun yıllardır bu girişimi planladıklarını söyledi. Son 1 yılda planlarını hayata geçirmeye başladıklarını belirten Öztürk, bugün itibarıyla şirketin kurulduğunu bildirdi.

FİGES AŞ Genel Müdürü Koray Gökalp de iki firmanın birleşmesinin farklı disiplinleri bir araya getirerek dev bir mühendislik altyapısı oluşturduğunu belirterek, “Hem yazılım satacağız hem de birlikte mühendislik projeleri yapacağız.” dedi.

Sözleşmeyle, dünyanın en büyük bilgisayar destekli mühendislik yazılım firması olan ANSYS’in yazılımlarının doğru ve yaygın şekilde kullanılmasının sağlanması, simülasyon teknolojilerinin yaygın hale getirilerek Ar-Ge süreçlerine entegrasyonunun devamlı hale getirilmesi amaçlanıyor.

https://www.aa.com.tr/tr/kurumsal-haberler/yazilim-muhendisliginde-stratejik-is-birligi/1129600

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun 2016 yılı 29. Toplantısı’nda alınan kararda TÜBİTAK’ın sorumlu olduğu “Nükleer enerji ve yakıt çevrimi teknolojilerine yönelik yetkinlik kazanılmasına hizmet eden Ar-Ge çalışmalarının teşvik edilmesi” maddesi kapsamında nükleer teknolojinin Türkiye teknolojik altyapısına kazandırılması hedeflenmektedir. Dünyadaki nükleer teknoloji çalışmalarıyla uyumlu ve halen geliştirilmekte olan bir ileri nesil reaktör teknolojisine başından dâhil olma motivasyonu ile prototip bir Ergimiş Tuz reaktörü (ETR) kurma, teknolojisini edinme, reaktörde kullanılacak özel alaşım malzemelerini geliştirme ve yakıt teknolojisine sahip olma yolunda çalışmalara başlanmıştır.

Bu kapsamda, söz konusu ETR ’nin tipi, tuz ve yakıt çeşidi, prototip gücü ve ısı kullanımının uygulama alanları gibi parametreler dikkate alınarak prototip seçimi yapmak üzere bir 3-4 Aralık 2017 tarihlerinde TÜBİTAK MAM’da “Ergimiş Tuz Reaktörü Teknoloji Belirleme Çalıştayı” gerçekleştirilmiştir.

Çalıştayın ilk günü MAM Strateji ve Teknoloji Geliştirme Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Murat Makaracı moderatörlüğünde yapılmış olup CNRS-Grenoble’dan nükleer teknoloji çalışmalarında uzman olan Prof. Dr. Else Merle-Lucotte, Dr. Michel Allibert ve Dr. Axel Laureau, ETR ’lerin tipleri ve seçimi konusunda seminerler vermiştir. TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Dr. Orkun Hasekioğlu moderatörlüğünde gerçekleşen ikinci günde ise nükleer alanda uzman Türk katılımcıların sunumları gerçekleşmiş ve ETR prototip seçimi konusunda görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Çalıştay sonunda, Toryum tabanlı, düşük güçte, üretken, hızlı spektrumda çalışan prototip ETR’nin TÜBİTAK bünyesinde kurulması fikri ağırlık kazanmıştır.

http://mam.tubitak.gov.tr/tr/duyuru/ergimis-tuz-reaktoru-teknoloji-belirleme-calistayi